Sayfalar

SİMYACI

Merhabalar,

Uzun zamandır okuduğum en iyi kitap Paulo Coelho'nın 'Simyacı' kitabı. Ben geç okuduğum için biraz kendime kızdım. Aranızda okumayanlar varsa bir an önce bir kitapçıya gidip bu kitabı alıp okusun lütfen. Beğeneceğinize eminim. Yaptığı yolculuk, tanıştığı insanlar sürprizli sonu ile hem çok sevecek, hem şaşıracak, hem de çok hak vereceksiniz. 

Bana göre, kitapta insan tipi ikiye ayrılıyor. 
Cesaret edip, yola koyulan insan ve cesaret edemeyip cesaret edeni aptal yerine koyan insan.

Yani, kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün kalbinle gerçekten bir şey istediğin zaman, evrenin ruhunda bu istek oluşur ve bu senin yeryüzündeki özel görevin olur. Sen tüm benliğinle gerçekten istediğinde evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar. 
Ben bunu çok yaşadım, bazen çok basit ama o an gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şey istediğimde bir hafta geçmeden olayın içinde buluyorum kendimi. İnanamıyorum o an çok şaşırıyorum, halbuki o kadar yürekten istedim ki evren bir oldu ve benim önüme çıkardı istediğim şeyi. 
Gündelik hayatımızda nasılsın, nasıl gidiyor hayat diye sorduklarında iyi, sıradan iste diyoruz ya aslında o hiç öyle değil. Bütün günler birbirine benzediğinde, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatımızda karşımıza çıkan iyi şeylerin farkına varamaz oluyoruz. Bugünün diğerinden ufacıkta olsa bir farkı olsun. Olsun ki karşımıza çıkan güzelliklerin farkına varalım. 

Herkesin izlemesi gereken bir yol vardır. Allah bu yolu yeryüzüne çizmiştir, bizim yapmamız gereken tek şey bizim için yazdıklarını okumak ve harekete geçmek. Ben kitaptaki bu cümleyi okuduktan sonra benim için çizilen yolun ne olduğunu şimdi anlayabiliyorum ama o an işaretleri takip etmeyi bilmiyordum eğer şanslıysam belki o işaretler yakın zamanda tekrar yoluma çıkarlar ve ben cesaret edip yoluma devam ederim. Tek şey görebilmekte bence. İşaretlere dikkat ederseniz gerçeği görebilirsiniz.

Kitapta altını çizdiğim cümleler:

Yüreğimizi neden dinlemeliyiz?
Çünkü yüreğin neredeyse hazinen de oradadır.

Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek.

Bir şey yerken yemekten başka bir şey düşünmem. Yürüdüğüm zaman da yürüyeceğim hepsi bu. Ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdi de yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. O zaman hayat bir bayram bir şenlik olacak çünkü hayat yaşamakta olduğumuz andan ibarettir ve sadece budur.

'Yüreğim acı çekmekten korkuyor.' dedi bir gece.
'Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiç bir yürek acı çekmez.

‘Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır.’dedi yüreği delikanlıya. Biz yürekler insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi kendi yazgısının yoluna gönderme işini hayata bırakırız. Ne yazık ki kendisine çizilmiş olan yolu pek az insan izliyor. Oysa bu yol mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor. O zaman biz yürekler giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz. Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.
Peki yürekler insanlara düşlerinin peşinden gitmek zorunda olduklarını neden söylemiyorlar?


Çünkü bu durumda en çok yürek acı çeker ve yürekler acı çekmekten hoşlanmazlar.

Bir kere olan bir daha asla tekrarlanmaz amma ve lakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.

Kitabı yazdım biliyorum ama bunlar kitapta altı çizili olarak sadece bana kalmasın istiyorum. Buraya kadar okuduysanız da helal olsun :)


Görüştüğümüz zaman görürüşüz
:)


Canım Ankara.

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba,

Yazma hevesimin tekrar gelmesini Ankara'ya borçluyum :) Ailemi ziyarete geldim, günlerimiz dolu dolu ve de çok sürprizli geçiyor bu yüzden çok mutluyum. Eski iş arkadaşlarımı ziyaret ettim yeni taşındıkları ofislerinde, eski bir komşumuzun yolu Birlik Mahallesine düşmüş, annemleri aradılar ve geldiler bende onları görmüş oldum, en baba sürpriz ise; 20 yıl önce oturduğumuz evimizi mahallemizi görmeye Sincan'a gittik, evimiz ne yıkılmış, ne de boyanmış bıraktığımız gibi.. O zamanlar binamızın yanında gecekondu vardı kocaman bahçesinde tavuklarla oynardık arkadaşım Emine'nin ailesi yaşardı. Tabi yıkılmış, bina dikilmiş biz de belki hala burdalardır diye gittik kapı ziline bastık. 1 numara açmadı 2 numara da bir kadın çıktı Emine'nin annesi ve babasının isimlerini söyledik 6 numarada oturuyorlar dedi kapı otomatiğini açtı içeri girdik ama evde yoklardı bende küçük bir kağıda not yazıp bırakacaktım sonra karşı komşularının kapısını çaldık o bilir nerede olduklarını diye düşündük, Ayaş'ta ki evlerine gitmişler. Ama üst katta büyük kızları, Emine'nin ablası oturuyormuş. Yukarı çıktık, zili çaldık annem biz 20 yıl önce yan binada oturuyorduk diye söze başladı ve abla direk bana bakıp Özlem dedi, ben gözyaşlarımı tutamadım çok heyecanlandım. Çok ısrar etti içeri girdik biraz oturduk sohbet ettik. O günün akşamında da 1997 yılında vedalaştığım ve bir daha hiç görüşmediğim arkadaşımı aradım ve telefonda konuştuk. Bu günü hiç unutmayacağım. Benim bacağım kesilmişti o yıllarda ve yanımda Emine vardı kanlar içinde kalmıştım. Hala o 12 dikiş izi duruyor, kapanmadı. Telefonda o anı çok net hatırladığından bahsetti bana. Aslında bu anı sadece benim değil, ikimizin anısı, dikiş izi benim vücudumda sadece.

Her akşam, Doğukent yürüyüş yolunda yürüyorum kardeşimle. Yarış yapıyoruz sekerek yürüyoruz, eğleniyoruz. Bazende sabahları yalnız çıkıyorum, çünkü erkenciyim napiiiyiim :)

Bugün 11 Nisan, kardeşimle Seğmenler parkında yürüdük, ordan Kuğulu Park'ta oturduk annemin sabah yaptığı poğaçaları yedik, kuşlarla paylaştık. Sonra Tunalı da ki Porsuk mağazasında dolaştık. Eski tarz kıyafetler satılıyor, severim. Ordan Kızılay Dost Kitabevi'ne gittik ne kadar da büyütmüşler. Ve sonra eve dönüş.

Yarın, 12 Nisan benim doğum günüm. 30 yaşıma giriyorum. Büyüyorum ama hala o komik çocuk içimde tek dileğim o çocuğun beni terk etmemesi. Yarın ailemle Odtü ormanına gideceğiz spor için değil çayımızı alıp geze geze yürüyeceğiz, bir yerde mola verip çayımızı içeceğiz. Akşama da bir pasta keseriz ve ertesi gün Antalya'ya dönüş. Biraz günlük gibi oldu, bu da böyle olsun.

Canım Ankara.

Seni özleyeceğim.


Yardımlaşmak

Ambulansta ne olduğunu anlamadan oturan, o minik ellerini yüzüne götürüp, elinde gördüğü kanla korkarak etrafına bakıp, gözleriyle konuşan çocuk Ümran.

Bakışlarını göremediğimiz bir diğer çocuk Aylan. Cesedi kıyıya vurmuş, insanlığın bir kez daha öldüğünü o küçücük bedeniyle anlatan Aylan.

Türkiye’ye sığınıp; “Mutluyum, burada uçak yok, geceleri rahat uyuyorum” diyen Mohammed.

Sadece özlüyorum evimi, köyümü, arkadaşlarımı diyen, tüm Suriyeli çocuklar.
Tüm dünyada acı çeken tüm çocuklar.
Özür dilerim. Elimden bir şey gelmediği için.
Özür dileriz. Elimizden gelenler sizi kurtarmadığı için.


Küçük mutluluklar yaratmak istiyor, gidip kek alıyorum marketten Suriyeli ve Türk işçiler için. Gönlüm Suriyeli gencin daha çok yemesini istiyor ama bir dilimi utana sıkıla yiyip hemen gidiyor, ikinci bir dilimi almak aklına bile gelmiyor belki de. Onun adı Mahmud 18 yaşında Suriye de ki savaştan kaçıp, ailesiyle Türkiye’ye gelmiş Suriyelilerden biri. O biraz Türkçe biliyor, bense çok az Arapça biliyorum. Dayısı Halil ile çalışıyorlar inşaatta. Onlara Arapça bir şeyler söylediğimde birbirlerine bakıp, gülümsüyorlar. Bende öğrendiğim Arapça kelimeleri sırasıyla söylüyorum, şaşırıp yine gülümsüyorlar. Siz dilini tam bilmediğiniz bir ülkede olsanız (keyfi değil, savaştan ölümden kaçsanız) ve o ülkenin vatandaşı sadece “nasılsın?” dese bile hoşunuza gitmez mi? Ben kendimi mutlu hissederdim ve daha güvende. 

Türkiye Diyanet Vakfı'nın Halep'te ki masum insanlara yardım etmek için başlattığı bir kampanya var, muhtemelen duymuşsunuzdur.
HALEP yazıp 5601'e mesaj atarsanız 10 TL bağışta bulunmuş oluyorsunuz.

Ben dün sms atacaktım fakat yerine ulaşır mı diye düşünerek, tereddüt edip vazgeçmiştim ama bu sabah aşağıda linkini paylaştığım haberi okudum ve Diyanet Vakfı'nın sitesine girip online bağış yaptım. Bağış yaptıktan sonra bana teşekkür belgesi gönderildi.

Bahsettiğim haberin linki;

http://www.diyanetvakfi.org.tr/tr-TR/site/haberler/-halep-te-insanlik-olmesin--kampanyasinda-ilk-yardimlar-bolgeye-ulasti-3050

Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir. Ülkemizde ve tüm dünyada yardıma muhtaç olan tüm insanların Allah yardımcısı olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...